2.11.09


bir başıma şu odada tükettiğim saatlerim... artık bir önemi kalmasa bile masamın üzerinde fal bakılması için ters çevrili duran kahve fincanım...içi çoktan boşaltılmış anlamlarım ve deli gibi özlediğim geçmişim..
bahane olduğunu ikimizde biliyorduk.ben inanmak istedim,o istemedi.yapmam gerekeni yaptım.
Vazgeçtim.
çok şeyden geçtiğim gibi,bundan da vazgeçtim.

etki tepki

2 Kasım Pazartesi 19:00 TÜNEL Meydanı DARBEYE KARŞI 70 MİLYON ADIM KOALİSYONU

üstüne eklenecek ne var ki ?
orda olunmalı.
ayrıca :
Mazlum-Der, DTP, DSİP, EHP, Genç Siviller, DÖH, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De, ÖSH, yeşiller Partisi üyeleri ne duyarlılıkları için teşekkür etmeli.

1.11.09

bişey*ler


Tanımlamalara, ayrıntılarda boğulmaya lüzum yok. Artık farklı yollarda yürüyorum. Gidiş yerim belli değil. Süregelen bir bekleme hali. Neyi niye beklediğini bile bilmeyen bir bünye.
Hayat karmakarışık zaman geçtikçe ve ben büyüdükçe daha bir çorba oluyor sanki…

3 senedir zorla devam ettirdiğim sevgilerim ve hayallerim mevcuttu. Şartlar ekim ayında bu yosunlaşmış alışkanlıklarımın üzerine kezzap döküp sorunlu bölgelerimi temizlememi söyledi. Başta istemedim. Ama zorladılar. Bende çaresizce temizlemeye çalıştım. Canım yandı. Çok ağladım. Ben bu sene ağlamadığım kadar ağlamışımdır herhalde. Anladım ki ağlamak sadece çocuklar için bir çözüm yolu. Hatta her çocuk için bile değil.

Bu sene nasıl biter kestirmek çok zor. Bir fikri dahi yürütemiyorum. Ya da tahmin etmekten korkar oldum.

Yazamadım buraya. Yazacak çok şey oldumu yazamıyorsun. Kelimeler birikiyor, birikiyor ama yerlerine güzel güzel dizemiyorsun. Yazmak ayrı bişey*.Dertlerini ustaca anlatan kalemlere buradan selam ediyorum.
Yazmadığım zamanlarda birkaç şey öğrendim. Hemen paylaşalım.
*bazen öyle sırlar olur ki onu sadece senin bilmen gerekir. Çünkü kendini ister sev ister sevme seni en iyi anlayan varlık yine kendin.
*sen iyi niyetlerle bir şeyler yapmaya çabalasan bile herkes iyi niyetli değil. Ve öyle şeyler yaparsın ki aslında ben bunu yapmak istememiştim sen nasıl böyle anladın demek zorunda bırakır hayat seni. Olan olmuştur. Bu durumlarda genelde çoktan insanlar kafalarında sen hakkında yargıya varıp hükmünü giydiriyorlar. Etiketlenmek kötü. Duygudaşlık şart.
*kalp kalbe karşı falan değil. Benden söylemesi

Bu yazıda böyle oldu. Biraz karamsar ve yoğunluklu olarak şaşkın. Umarım her şey değişir güzelleşir falan filan.
Hadi gittim ben…” şimdilik”.
not : o resim ruh halimi ne güzel yansıtıyor dimi? şaşkın v.s. ^^

8.10.09

bekle

kökten olmasa bile derinden değişim var. tema,içerik,ben,blog,fotoğraf ...herşey değişecek.az kaldı.
başlığa uy. :)

7.10.09

güzel cümleler kurabilme yeteneği olması yeterli değil bana göre.biraz güzel düşünebilse...

2.10.09

insanların bencil olmaları canımı sıkıyor.

1.10.09

...

Birkaç evlik ıssız bir köy. Dağların yamacına kurulmuş. Yukarılarda, köyü tepeden gören bir askerî birlik var. Köy daha önce boşaltılmış sonradan köylülerin geri dönmesine izin verilmiş.
Hayatın ve ümidin uzağında yaşayan birkaç aile bulunuyor köyde.
Bu köyde, başka ülkelerin başka şehirlerinde yaşayan kendi yaşıtlarına göre çok büyük zorluklar içinde bir ömür süren Ceylan, küçük bir kız.
Bir keresinde götürüp fotoğrafını çektirmişler.
Herhalde ilk çekilen resimlerinde gözleri kapalı çıkmış ki biri onu uyarmış, “gözlerini açık tut” diye.
O da gözlerini kocaman açmış. Resmi öyle çıkmış.
Ceylan, on dört yaşlarında. Önceki gün hayvanlara yaprak toplamak için köyün biraz ilerisindeki koruluğa gitmiş. Bir patlama sesi duyulmuş. “Yukarıdan” gelen bir havan mermisi ya da roketle paramparça olmuş Ceylan.
Elleri ve dizleri kalmış geriye.
Bedeninin parçaları ağaçlara dağılmış.
Köyün muhtarı herkese haber vermiş. Kimse gelmemiş, kimse ilgilenmemiş.
Sonra bizim gazeteyi aramış. Olanları anlatmış. Birileri gelip de bir soruşturma yapsın diye beklemiş köylüler.
Doktorun, savcının geleceğini sanıyorlarmış. “Can güvenliği” nedeniyle gelemeyeceğini bildirmiş savcı. Kendi yerine, eline bir kamera tutuşturduğu imamı göndermiş, imam kızın ve vurulduğu yerin resimlerini çekmiş.
Ceylan’dan geriye ne kaldıysa toplayıp bir battaniyeye koymuşlar, dokuz kilometre ötedeki bir başka askerî karakola götürmüşler. Bir doktor, karakolun bahçesinde “otopsi” yapmış, kızın “bedeninde” şarapnel taneleri bulmuş. Resmî bir rapor tutmuşlar, Ceylan’ı gömmüşler. Bir daha kimse ilgilenmemiş. Ne askeriyeden bir açıklama, ne bir soruşturma, ne bir özür.
“Başınız sağolsun” diye köye gelen biri bile çıkmamış.
Ölen bir köylü kızı. İşi “büyütmeye” ne gerek var?
Oradaki insanların ölmesi kimin umurunda? Bizim gazete yazmasa Ceylan’la kim ilgilenir?
Bizim gazete yazsa Ceylan’la kim ilgilenir, onu da bilmiyorum ya.
Küçük bir köylü kızını askerî birlikten atılan bir mermiyle vurup ortadan kayboluyor devlet. Bunun hesabını kim soracak?
Bizim muhalefet partileri, “Kürt açılımı gerçekleşirse, demokrasi ve eşitlik gelirse Türkiye bölünür” diyorlar. Kürt açılımı olmadığında Kürt çocuklarını, kuş avlar gibi rahatça vurup öldürürsün ve “Türkiye yekpare kalır” öyle mi? Böyle mi sanıyorsunuz? Ceylan vurulalı 48 saat oldu, kimseden ses çıkmadı. Bu ülke çoktan bölünmüş. Siyasetçileri, gazetecileri, televizyoncuları çoktan bölmüşler ülkeyi. Ceylan, zengin bir şehrin, zengin bir semtinde yaşayan zengin bir Türk ailesinin kızı olsaydı ve “havan topu ya da roketle vurulsaydı” bu ülke bu kadar sessiz mi kalırdı?
Vicdan dediğiniz o tuhaf şey böyle durumlarda ortaya çıkıyor işte. Vicdanın varsa, öldürülenin kim olduğuna, ne olduğuna bakmıyorsun. O vicdan, o ölüm karşısında sızlıyor ve sen ayağa kalkıyorsun.
Siz, siyasi kararlar ülkeyi bölecek diye korkmayın, ülke “vicdanından” bölünüyor önce.
“Vatanım, vatanım” diye bağıran o Baykallar, o Bahçeliler, küçük bir kızın ölümü karşısında “benim insanım,” diye bağırmadığında bu ülke bölünür.
Başbakan, ıssız bir köydeki küçük kızın hesabını sormadığında bu ülke bölünür.
Medya, bu kızın ölümünün peşine düşmediğinde bu ülke bölünür.
Bu ülkeyi böyle bölüyorlar
. Benim umurumda bile değil ülke bölünür mü bölünmez mi...
Bu ülkenin vicdanı var mı yok mu, benim umurumda olan bu.
Ceylan’ı öldürüp böyle sustuktan sonra ülke “bütün” kalsa ne olur, bölünse ne olur?
Küçük bir kızın bu kadar rahatlıkla öldürüldüğü bir ülkenin “bütünlüğünden” ne yarar çıkar?
Issız bir köyde yaprak toplayan küçük bir kızı vurup öldürdüler.
Herkes sustu.
Ceylan’ın ölümü, eğer içinizde bir yere değmiyor ve sizin canınızı acıtmıyorsa, sizin vicdanınız Ceylan’dan çok önce ölmüş demektir.
“Birlik, bütünlük ve vicdansızlık” içinde yaşarız. Belki de “bütünlük” dedikleri bu ortak vicdansızlıktır.

Ahmet Altan

bu yazıdan ve Ceylan'ın haberinden sonra üzerine cümle kuramayacak kadar kadar üzgün ve acizim...